Cesur
New member
Sorunun bu bölümünü özellikle dikkatli ele almak gerekiyor. Erkeklerin “veri odaklı ve analitik”, kadınların ise “sosyal ve empatik” olduğu şeklindeki kalıp, araştırma konusu yapılabilir; ancak bilimsel bir gerçek gibi sunulamaz.
Gerçekten bazı araştırmalarda kadın katılımcıların öz-bildirim temelli empati ölçümlerinde daha yüksek puan aldığı görülüyor. Örneğin Pang ve arkadaşlarının üç çalışmasında kadınlar Interpersonal Reactivity Index gibi anketlerde daha yüksek empati puanları verirken, EEG ölçümleri aynı büyüklükte bir cinsiyet farkı göstermemiştir. Araştırmacılar ayrıca toplumsal beklentilerin anket sonuçlarını etkileyebildiğini belirtmiştir.
Daha geniş bir meta-analiz de kültür ile cinsiyet arasındaki etkileşimin empati sonuçlarını değiştirebildiğini göstermiştir.
Bu nedenle atasözleri ve deyimleri incelerken erkek araştırmacının yalnızca sayılara, kadın araştırmacının yalnızca sosyal ilişkilere odaklanacağını varsaymak doğru değildir.
Tam tersine, analitik ve empatik bakış açılarını cinsiyetten bağımsız olarak aynı araştırma içinde birleştirmek daha bilimsel olacaktır.
Örneğin bir araştırmacı 2.000 deyimin kullanım sıklığını hesaplayabilir. Başka bir araştırmacı bu deyimlerin hangi sosyal ilişkileri ve duyguları temsil ettiğini inceleyebilir. Aynı kişi her iki yöntemi de kullanabilir.
Bilimsel olarak önemli olan araştırmacının kadın veya erkek olması değil, hangi yöntemi kullandığı, veriyi nasıl topladığı ve sonuçlarını ne kadar şeffaf biçimde sunduğudur.
Hatta bu noktada kalıpları kırmak araştırmanın kendisini daha güçlü hale getirir. Kadınların veri analizi yapamayacağı veya erkeklerin empatik yorum geliştiremeyeceği varsayımı bilimsel bir hipotez değil, stereotiptir.
7. Atasözleri ve Deyimler Bize Toplumu da Anlatıyor
Deyim ve atasözlerini sadece dil bilgisi nesnesi olarak görmek önemli bir boyutu kaçırmamıza neden olur.
Örneğin “dost”, “komşu”, “aile”, “iş”, “sabır”, “emek”, “para”, “şans” ve “ahlak” gibi kavramların atasözleri ve deyimlerde ne sıklıkta geçtiği incelenebilir. Daha sonra bu kavramların tarihsel dönemlere göre değişip değişmediği araştırılabilir.
Bu konuda yapılmış tematik çalışmaların yöntemi bize yol gösteriyor. Örneğin Arife Köyü üzerine yapılan araştırmada yerel olarak derlenen atasözü ve deyimler konu alanlarına göre sınıflandırılmıştır.
Benzer şekilde “dedikodu” olgusunu inceleyen bir araştırmada TDK'nin Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü çalışma evreni olarak alınmış, ilgili atasözü ve deyimler nitel içerik analizine tabi tutulmuştur.
Buradan çok daha geniş araştırma soruları üretilebilir:
Türkçedeki atasözlerinde hangi toplumsal değerler en sık görülüyor?
Son yüz yılda bazı atasözlerinin kullanım sıklığı azaldı mı?
Sosyal medya, eski deyimlerin anlamlarını değiştiriyor mu?
Gençler atasözlerini yaşlı kuşaklara göre daha az mı kullanıyor, yoksa yeni bağlamlarda mı kullanıyor?
Bir ifadenin atasözü olarak kabul edilmesi sözlüklerdeki sınıflandırmadan mı, yoksa toplumdaki gerçek kullanımdan mı kaynaklanmalı?
İşte bu sorular, basit bir “deyim mi atasözü mü?” tartışmasını dilbilim, sosyoloji ve iletişim araştırmalarının kesiştiği daha geniş bir alana taşıyor.
8. Tarihsel Perspektif: Bugünkü Anlam Her Zaman Eski Anlam mı?
Bir başka önemli sorun da zaman içinde ortaya çıkan anlam değişmeleridir.
Kâşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti't-Türk adlı eseri, Türkçenin tarihsel söz varlığını incelemek açısından temel kaynaklardan biridir. Günümüzdeki deyimlerle tarihî metinlerdeki kullanımlar karşılaştırıldığında bazı ifadelerin anlamlarının değişebildiği görülmektedir. Yakın tarihli bir çalışma, Dîvânu Lugâti't-Türk'teki deyimleri günümüz Türkçesindeki sözlük anlamlarıyla karşılaştırarak anlam değişmelerini incelemiştir.
Bu durum sınıflandırmayı da etkileyebilir.
Bir ifade geçmişte belirli bir anlam taşırken bugün farklı bir işlev kazanmış olabilir. Dolayısıyla sadece günümüz sözlüğüne bakarak tarihsel bir hüküm vermek yanıltıcı olabilir.
Bu yüzden güçlü bir araştırmada eşzamanlı ve artzamanlı analiz birlikte düşünülebilir: Birincisi ifadenin bugünkü durumunu, ikincisi zaman içindeki dönüşümünü inceler.
9. Pratikte Kullanabileceğimiz Beş Soruluk Test
Bir sözle karşılaştığımızda aşağıdaki beş soruyu sırasıyla sormak oldukça işe yarar:
1. Bu ifade kalıplaşmış mı?
Kelimeler belirli bir düzen içinde geleneksel olarak birlikte mi kullanılıyor?
2. Anlam kelimelerin toplamından farklılaşıyor mu?
Bu durum özellikle deyimlerde güçlü bir ipucudur; ancak tek başına yeterli değildir.
3. Bir durum veya eylem mi anlatılıyor?
Cevap evetse deyim olma ihtimali yükselir.
4. Genel bir yargı, öğüt veya hayat deneyimi mi aktarılıyor?
Cevap evetse atasözü olma ihtimali yükselir.
5. Gerçek kullanımda nasıl işlev görüyor?
Sözlük sınıflandırması ile gerçek kullanım arasında fark varsa, özellikle tartışmalı örneklerde bağlamı incelemek gerekir.
Bu beş sorunun tamamını birlikte değerlendirdiğimizde hata payımız azalır.
10. Sonuç: Ezberlemekten Çok Mantığını Anlamak
Deyim ve atasözlerini ayırt etmenin en sağlam yolu, “atasözü öğüt verir, deyim mecazdır” şeklindeki tek cümlelik formüllere bağlı kalmak değildir. Daha doğru yaklaşım; işlev, yapı, kalıplaşma, anlam, genelleme ve bağlam gibi birden fazla özelliği birlikte değerlendirmektir.
Atasözü çoğunlukla bir deneyimi genelleyerek yargıya dönüştürür. Deyim ise çoğunlukla belirli bir durumu, davranışı veya duyguyu daha yoğun ve etkili biçimde ifade eder. Fakat dil canlı bir sistem olduğu için iki kategorinin arasında geçiş alanları bulunabilir. Akademik çalışmaların farklı sınıflandırmalar önermesinin nedeni de budur.
Bilimsel yaklaşım bize bir başka önemli ders daha veriyor: Dil, yalnızca kelimelerden oluşmaz. İnsanların deneyimleri, kültürel aktarımları, sosyal ilişkileri ve tarihsel değişimleri de dilin içine yerleşir. Atasözleri ve deyimler bunun belki de en yoğun örnekleridir.
Bu yüzden bir sonraki karşılaşmamızda “Bu atasözü mü, deyim mi?” diye sormakla yetinmeyelim. “Bu ifade neden böyle kurulmuş, hangi deneyimi genelliyor, hangi sosyal durumu anlatıyor ve bugün insanlar bunu nasıl kullanıyor?” diye de soralım.
Çünkü asıl ilginç araştırma, etiketin kendisinden çok, o etiketin arkasındaki dilsel ve toplumsal mekanizmayı keşfetmeye başladığımız noktada başlıyor.
Kaynaklara Dayalı Okuma Notları
Nunberg, G., Sag, I. A. & Wasow, T. (1994). Idioms. Language, 70(3), 491–538. Deyimselliğin yalnızca bileşenlerden türetilemeyen anlamla açıklanamayacağını; geleneksellik ve mecazlılığın da hesaba katılması gerektiğini tartışır.
Akyalçın, N. (2010). Atasözleriyle Karıştırılan Deyimler. Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, 1(1), 15–25.
Korga, M. (2020). Deyimlik Yapılar Hakkında. Türkoloji Dergisi, 24(2).
Ulutaş, M. & Batur, Z. (2018). Sayıların Atasözü ve Deyimlere Yükledikleri Anlamlar. International Journal of Languages' Education and Teaching, 6(3), 361–377.
Mutlu, K. (2017). Yabancılara Türkçe Öğretiminde Benzer Atasözü ve Deyimlerin Önemi. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, 64(2).
Pang, C. ve ark. (2023). Are women more empathetic than men? Social Cognitive and Affective Neuroscience, 18(1). Anket ve EEG sonuçlarını karşılaştırarak cinsiyet farklarının ölçüm yöntemine ve sosyal beklentilere göre değişebileceğini gösterir.
Zhao, Q. ve ark. (2023). Culture-sex interaction in self-report empathy: The theory and meta-analyses. PsyCh Journal, 12(1), 5–16. Kültür ve cinsiyet etkileşiminin empati ölçümlerindeki farklılıkları etkileyebildiğini ortaya koyan meta-analizdir.
Kaynak atıflarını metne dağıt
Cinsiyet bölümünü daha dengeli kur
Gerçekten bazı araştırmalarda kadın katılımcıların öz-bildirim temelli empati ölçümlerinde daha yüksek puan aldığı görülüyor. Örneğin Pang ve arkadaşlarının üç çalışmasında kadınlar Interpersonal Reactivity Index gibi anketlerde daha yüksek empati puanları verirken, EEG ölçümleri aynı büyüklükte bir cinsiyet farkı göstermemiştir. Araştırmacılar ayrıca toplumsal beklentilerin anket sonuçlarını etkileyebildiğini belirtmiştir.
Daha geniş bir meta-analiz de kültür ile cinsiyet arasındaki etkileşimin empati sonuçlarını değiştirebildiğini göstermiştir.
Bu nedenle atasözleri ve deyimleri incelerken erkek araştırmacının yalnızca sayılara, kadın araştırmacının yalnızca sosyal ilişkilere odaklanacağını varsaymak doğru değildir.
Tam tersine, analitik ve empatik bakış açılarını cinsiyetten bağımsız olarak aynı araştırma içinde birleştirmek daha bilimsel olacaktır.
Örneğin bir araştırmacı 2.000 deyimin kullanım sıklığını hesaplayabilir. Başka bir araştırmacı bu deyimlerin hangi sosyal ilişkileri ve duyguları temsil ettiğini inceleyebilir. Aynı kişi her iki yöntemi de kullanabilir.
Bilimsel olarak önemli olan araştırmacının kadın veya erkek olması değil, hangi yöntemi kullandığı, veriyi nasıl topladığı ve sonuçlarını ne kadar şeffaf biçimde sunduğudur.
Hatta bu noktada kalıpları kırmak araştırmanın kendisini daha güçlü hale getirir. Kadınların veri analizi yapamayacağı veya erkeklerin empatik yorum geliştiremeyeceği varsayımı bilimsel bir hipotez değil, stereotiptir.
7. Atasözleri ve Deyimler Bize Toplumu da Anlatıyor
Deyim ve atasözlerini sadece dil bilgisi nesnesi olarak görmek önemli bir boyutu kaçırmamıza neden olur.
Örneğin “dost”, “komşu”, “aile”, “iş”, “sabır”, “emek”, “para”, “şans” ve “ahlak” gibi kavramların atasözleri ve deyimlerde ne sıklıkta geçtiği incelenebilir. Daha sonra bu kavramların tarihsel dönemlere göre değişip değişmediği araştırılabilir.
Bu konuda yapılmış tematik çalışmaların yöntemi bize yol gösteriyor. Örneğin Arife Köyü üzerine yapılan araştırmada yerel olarak derlenen atasözü ve deyimler konu alanlarına göre sınıflandırılmıştır.
Benzer şekilde “dedikodu” olgusunu inceleyen bir araştırmada TDK'nin Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü çalışma evreni olarak alınmış, ilgili atasözü ve deyimler nitel içerik analizine tabi tutulmuştur.
Buradan çok daha geniş araştırma soruları üretilebilir:
Türkçedeki atasözlerinde hangi toplumsal değerler en sık görülüyor?
Son yüz yılda bazı atasözlerinin kullanım sıklığı azaldı mı?
Sosyal medya, eski deyimlerin anlamlarını değiştiriyor mu?
Gençler atasözlerini yaşlı kuşaklara göre daha az mı kullanıyor, yoksa yeni bağlamlarda mı kullanıyor?
Bir ifadenin atasözü olarak kabul edilmesi sözlüklerdeki sınıflandırmadan mı, yoksa toplumdaki gerçek kullanımdan mı kaynaklanmalı?
İşte bu sorular, basit bir “deyim mi atasözü mü?” tartışmasını dilbilim, sosyoloji ve iletişim araştırmalarının kesiştiği daha geniş bir alana taşıyor.
8. Tarihsel Perspektif: Bugünkü Anlam Her Zaman Eski Anlam mı?
Bir başka önemli sorun da zaman içinde ortaya çıkan anlam değişmeleridir.
Kâşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti't-Türk adlı eseri, Türkçenin tarihsel söz varlığını incelemek açısından temel kaynaklardan biridir. Günümüzdeki deyimlerle tarihî metinlerdeki kullanımlar karşılaştırıldığında bazı ifadelerin anlamlarının değişebildiği görülmektedir. Yakın tarihli bir çalışma, Dîvânu Lugâti't-Türk'teki deyimleri günümüz Türkçesindeki sözlük anlamlarıyla karşılaştırarak anlam değişmelerini incelemiştir.
Bu durum sınıflandırmayı da etkileyebilir.
Bir ifade geçmişte belirli bir anlam taşırken bugün farklı bir işlev kazanmış olabilir. Dolayısıyla sadece günümüz sözlüğüne bakarak tarihsel bir hüküm vermek yanıltıcı olabilir.
Bu yüzden güçlü bir araştırmada eşzamanlı ve artzamanlı analiz birlikte düşünülebilir: Birincisi ifadenin bugünkü durumunu, ikincisi zaman içindeki dönüşümünü inceler.
9. Pratikte Kullanabileceğimiz Beş Soruluk Test
Bir sözle karşılaştığımızda aşağıdaki beş soruyu sırasıyla sormak oldukça işe yarar:
1. Bu ifade kalıplaşmış mı?
Kelimeler belirli bir düzen içinde geleneksel olarak birlikte mi kullanılıyor?
2. Anlam kelimelerin toplamından farklılaşıyor mu?
Bu durum özellikle deyimlerde güçlü bir ipucudur; ancak tek başına yeterli değildir.
3. Bir durum veya eylem mi anlatılıyor?
Cevap evetse deyim olma ihtimali yükselir.
4. Genel bir yargı, öğüt veya hayat deneyimi mi aktarılıyor?
Cevap evetse atasözü olma ihtimali yükselir.
5. Gerçek kullanımda nasıl işlev görüyor?
Sözlük sınıflandırması ile gerçek kullanım arasında fark varsa, özellikle tartışmalı örneklerde bağlamı incelemek gerekir.
Bu beş sorunun tamamını birlikte değerlendirdiğimizde hata payımız azalır.
10. Sonuç: Ezberlemekten Çok Mantığını Anlamak
Deyim ve atasözlerini ayırt etmenin en sağlam yolu, “atasözü öğüt verir, deyim mecazdır” şeklindeki tek cümlelik formüllere bağlı kalmak değildir. Daha doğru yaklaşım; işlev, yapı, kalıplaşma, anlam, genelleme ve bağlam gibi birden fazla özelliği birlikte değerlendirmektir.
Atasözü çoğunlukla bir deneyimi genelleyerek yargıya dönüştürür. Deyim ise çoğunlukla belirli bir durumu, davranışı veya duyguyu daha yoğun ve etkili biçimde ifade eder. Fakat dil canlı bir sistem olduğu için iki kategorinin arasında geçiş alanları bulunabilir. Akademik çalışmaların farklı sınıflandırmalar önermesinin nedeni de budur.
Bilimsel yaklaşım bize bir başka önemli ders daha veriyor: Dil, yalnızca kelimelerden oluşmaz. İnsanların deneyimleri, kültürel aktarımları, sosyal ilişkileri ve tarihsel değişimleri de dilin içine yerleşir. Atasözleri ve deyimler bunun belki de en yoğun örnekleridir.
Bu yüzden bir sonraki karşılaşmamızda “Bu atasözü mü, deyim mi?” diye sormakla yetinmeyelim. “Bu ifade neden böyle kurulmuş, hangi deneyimi genelliyor, hangi sosyal durumu anlatıyor ve bugün insanlar bunu nasıl kullanıyor?” diye de soralım.
Çünkü asıl ilginç araştırma, etiketin kendisinden çok, o etiketin arkasındaki dilsel ve toplumsal mekanizmayı keşfetmeye başladığımız noktada başlıyor.
Kaynaklara Dayalı Okuma Notları
Nunberg, G., Sag, I. A. & Wasow, T. (1994). Idioms. Language, 70(3), 491–538. Deyimselliğin yalnızca bileşenlerden türetilemeyen anlamla açıklanamayacağını; geleneksellik ve mecazlılığın da hesaba katılması gerektiğini tartışır.
Akyalçın, N. (2010). Atasözleriyle Karıştırılan Deyimler. Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, 1(1), 15–25.
Korga, M. (2020). Deyimlik Yapılar Hakkında. Türkoloji Dergisi, 24(2).
Ulutaş, M. & Batur, Z. (2018). Sayıların Atasözü ve Deyimlere Yükledikleri Anlamlar. International Journal of Languages' Education and Teaching, 6(3), 361–377.
Mutlu, K. (2017). Yabancılara Türkçe Öğretiminde Benzer Atasözü ve Deyimlerin Önemi. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, 64(2).
Pang, C. ve ark. (2023). Are women more empathetic than men? Social Cognitive and Affective Neuroscience, 18(1). Anket ve EEG sonuçlarını karşılaştırarak cinsiyet farklarının ölçüm yöntemine ve sosyal beklentilere göre değişebileceğini gösterir.
Zhao, Q. ve ark. (2023). Culture-sex interaction in self-report empathy: The theory and meta-analyses. PsyCh Journal, 12(1), 5–16. Kültür ve cinsiyet etkileşiminin empati ölçümlerindeki farklılıkları etkileyebildiğini ortaya koyan meta-analizdir.
Kaynak atıflarını metne dağıt
Cinsiyet bölümünü daha dengeli kur